İNSAN, TOPLUM VE GEZEGEN İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇÖZÜMLER. GELECEĞİ BİRLİKTE ŞEKİLLENDİRELİM.

Gezegenimiz
için!

Sürdürülebilirlik Bir Meslek Değil, Bir Yetkinliktir: “Yeşil Yetkinlikler” Çağı

Sürdürülebilirlik Bir Meslek Değil, Bir Yetkinliktir: “Yeşil Yetkinlikler” Çağı

Sürdürülebilirlik çoğu zaman belirli pozisyonlarla özdeşleştiriliyor: sürdürülebilirlik uzmanı, çevre yöneticisi, ESG lideri… Oysa gerçek dönüşüm, birkaç “yeşil rol” yaratarak değil; tüm organizasyona yayılan yeni bir yetkinlik seti inşa ederek mümkün oluyor.

Bu nedenle bugün asıl konuşmamız gereken konu “yeşil işler” değil, “yeşil yetkinliklerdir.”

Yeşil yetkinlikler; yalnızca çevre bilgisi değil, aynı zamanda sistem düşüncesi, uzun vadeli etki analizi, paydaş bakış açısı, etik muhakeme ve değişimle çalışma becerisi gibi yetkinlikleri kapsar. Başka bir ifadeyle, sürdürülebilirlik belirli bir fonksiyonun işi değil, organizasyonun tamamının çalışma biçimi haline gelmelidir.

Yeşil Yetkinlikler Neleri Kapsar?

Kurumsal sürdürülebilirliği destekleyen temel yetkinlikler şu başlıklarda toplanabilir:

 

  • Sistem düşüncesi: Kararların yalnızca bugünkü değil, uzun vadeli çevresel ve sosyal etkilerini görebilmek.
  • Etki farkındalığı: Kendi rolünün değer zincirindeki etkisini anlayabilmek.
  • Paydaş odaklılık: Sadece müşteri ve hissedara değil, tüm paydaşlara değer yaratma bakış açısı.
  • Etik muhakeme: Gri alanlarda doğru olanı ayırt edebilme becerisi.
  • Değişimle çalışma: Belirsizlik, dönüşüm ve yeni çalışma biçimleriyle sağlıklı ilişki kurabilmek.

Bu yetkinlikler teknik rollerden bağımsızdır ve her fonksiyon için gereklidir: satın alma, üretim, finans, satış, insan kaynakları…

İnsan Kaynaklarının Stratejik Rolü

Bu noktada İnsan Kaynaklarının rolü kritik hale gelir. Çünkü yeşil yetkinlikler kendiliğinden oluşmaz; tasarlanır, geliştirilir ve sistematik olarak desteklenir.

İK’nın bu alandaki temel katkıları şunlardır:

 

  • Yetkinlik modellerine sürdürülebilirlik boyutunu entegre etmek,
  • Performans ve ödüllendirme sistemlerini uzun vadeli değer yaratımını destekleyecek şekilde yeniden kurgulamak,
  • Eğitim ve gelişim programlarını yalnızca teknik değil, davranışsal dönüşümü de kapsayacak şekilde tasarlamak,
  • Liderlik gelişiminde sürdürülebilirlik bakış açısını merkeze almak.

Bu entegrasyon olmadan sürdürülebilirlik, ayrı bir proje olarak kalır; kurumsal DNA’ya işlemez.

Kurumların geleceğini belirleyecek olan; kaç rapor yayımladıkları değil, kaç kararlarını sürdürülebilirlik süzgecinden geçirdikleridir. Bu nedenle gerçek rekabet avantajı, sürdürülebilirliği bir fonksiyon değil, bir düşünme biçimi haline getirebilen organizasyonlarda ortaya çıkar. Geleceği yönetecek olanlar, sürdürülebilirliği bilenler değil; sürdürülebilir düşünebilenler olacaktır.